Anne Çocuk Bilgisi

Sağlık, Magazin ve Haber Portalı

“Çocuktur zamanla konuşur” demeyin!

‘Çocuktur zamanla konuşur’ demeyin! Her 100 çocuktan 5’inde erken dönem kekemelik görülmektedir.

Dil ve konuşma gelişiminin ilk yıllarında ortaya çıkan kekemelik, çocuğun sosyal ilişkilerini ve gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Her 100 çocuktan beşinde tekrarlar, bloklar ve uzatmalar şeklinde erken dönem kekemelik belirtileri gözlendiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Konrot, bu belirtileri gösteren çocukların %20’sinde sorunun ilerideki yaşlara kadar sürebildiğini ve “inatçı kekemelik” denilen konuşma bozukluğuna dönüşebildiğini belirtti..

Erken dönem kekemeliğe müdahalenin önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Konrot, özellikle okul çağında devam eden kekemeliğin sosyal fobi gibi problemlere yol açabileceğine özelllikle dikkat çekti.

Kekemeliğin “konuşmanın doğal akışının bir biçimde kesintiye uğraması veya konuşmanın akıcılığında gözlenen istemsiz aksaklıklar” olarak tanımlanabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Kişinin konuşurken sesleri aaaaaaanne gibi uzatarak söylemesi; kimi sesleri üretirken zorluk çekmesi; bir heceyi (ba-ba-ba-baba vb.) veya bir sesi (ş-ş-ş-ş-şeker vb.) tekrarlaması biçiminde gözlenen akıcılık bozukluklarıdır. Bazı durumlarda zorlanmayla birlikte çeşitli vücut hareketleri (başı geriye atma, el-kol devinimleri vb.) de gözlenebilmektedir” dedi.

100 çocuktan 5’inde kekemelik ortaya çıkıyor

Kekemeliğin dil ve konuşma gelişiminin ilk yıllarında ortaya çıktığını ve ağırlıklı olarak çocukların cümle kurmaya başladıkları 2 ile 5 yaşlarında beklenmedik bir biçimde gözlenen bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Konrot, “Her 100 çocuktan beşinde erken dönem kekemelik belirtileri (tekrarlar, bloklar, uzatmalar) gözleniyor. Bu belirtileri gösteren çocukların % 80’inde söz konusu belirtiler kendiliğinden ortadan kalkabilmektedir. Geri kalanında ise sorun ilerideki yaşlara kadar sürebilmekte ve inatçı kekemelik adı verilen konuşma bozukluğuna dönüşebilmektedir.

Fakat buradaki en önemli sorun, hangi çocuğun kendiliğinden iyileşeceğinin kesin olarak bilinememesidir. Kekemelik davranışlarının ortaya çıkışından itibaren 12 ile 24 ay içerisinde kendiliğinden düzelebileceğine ilişkin bulgular olmakla birlikte, ilk altı aydan sonra devam etmesi halinde desteksiz ‘iyileşmenin’ daha zor olduğu bilinmektedir” diye ifade etti.

Çocuğun ne söylediğine odaklanın

Kekemeliğe benzer davranışların hepsinin “kekemelik” olarak nitelendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Konrot, “Aileler haklı olarak tedirgin olmakta, endişelenmekte ve paniklemektedirler. Özellikle birinci dereceden kekemelik öyküsü olan ailelerin algıları daha da açık olabiliyor.

Çocuğun kekemeliğe benzer davranışlar sergilemesi durumunda, öncelikle sakin olunmalı, çocuğun nasıl konuştuğuna değil, ne söylediğine odaklanılması önemlidir. ‘Sakin konuşmalısın! Heyecanlanma!’, ‘Nefes al, ondan sonra konuş!’ gibi ifadeler ve uyarılar, işe yaramayacaktır. Bu tür ifadeler, çocuğun, konuşmasındaki olumsuzluklara yönelmesine zemin hazırlayacak ve bununla beraber çocukta istenmeyen kaygıların oluşmasına yol açabilecektir” uyarısında bulundu.

Dil ve konuşma terapisine danışılmalı

Pek çok ailenin doğal olarak internet gibi kaynaklarda araştırmaya gireceğini, yazılanları okudukça veya söylenenleri duydukça daha da kafasının karışacağını kaydeden Ahmet Konrot, “Bu sebeple, çocuklarında kekemelik benzeri davranışların olduğunu düşünen ya da fark eden ailelerin, öncelikle erken dönem kekemelik hakkında bilgisi ve deneyimi olan bir dil ve konuşma terapistinden fikir almaları önemlidir.

Kekemelik, karmaşık bir olgudur ve bu konuda uzmanlaşmış kişilere ulaşmak, en doğru yol olacaktır. Erken dönem kekemelik olguları hakkında bilgisi ve deneyimi olan bir dil ve konuşma terapisti, çocuğun konuşmasını ayrıntılı bir biçimde değerlendirdikten ve aileden gerekli bilgileri aldıktan sonra aileye çocuğunun durumu, olası gelişimi ve sorunun yönetimi hakkında aileyi bilgilendirir.

Kimi durumlarda öncelikle bir süre izlemeyi önerip, gelişim doğrultusunda uygun bir terapi programına başlamaya karar verebiliyor. Kimi durumlardaysa, hemen terapiye başlamayı önerebiliyor. Kısaca söylemek gerekirse, erken dönem kekemelik konusunda bilgili ve deneyimli bir uzmana danışmak, onun gözetiminde hareket etmek, en uygun davranış olacaktır” dedi.

Sosyal fobi oluşmaya başlayabilir

Erken dönemde başlayan kekemeliğin, okula başlama yaşına kadar çözümlenmesinin en çok arzu edilen bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Konrot, kekemeliğin okul dönemindeki çocuklarda bazı sorunlara yol açabileceğini de söyledi. Okul çağına gelmiş ve kekeleme davranışlarını sergilemeye başlayan çocukta, konuşmada karşılaştığı sorunla ilgili olumsuz farkındalık vede olumsuz algı giderek güçlendiğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, şunları söyledi:

“Her türlü ‘kurtulma’ çabasının karşısında hüsrana uğrayan bireyde artan bir öğrenilmiş çaresizlik de ortaya çıkmaktadır. Çevreden gelen meraklı, sorgulayıcı ifadeler; destek amaçlı uyarılar ve öneriler, çocuğun elinde olmadan, istemeden ortaya çıkan kekemelik davranışlarını daha da artmasına yol açabiliyor.

Hele bir de çocuğun bu tür konuşmasıyla alay edeni dalga geçen, bu türden doğrudan veya dolaylı akran zorbalığı ile karşılaşan çocuklarda sorun daha da karmaşık, yönetilmesi daha zor bir hale gelir. Bildiği halde, sınıfta söz almak için parmak kaldırmaz, sesli okumak istemez, arkadaşlarının içerisinde konuşmaktan özellikle kaçınabilir.

Hele tahtaya kalkıp grup karşısında konuşmak, onlar için oldukça zordur; böyle durumlarla karşılaşmak istemeyeceklerdir. Aslında grup karşısında konuşmak herkes için çok zordur, fakat kekeme bireyler için, yaşı kaç olursa olsun, grup karşısında konuşmak en büyük korkulardan birisidir. Kekeleme davranışı sergileyen bireylerde sosyal fobi de sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Sosyal fobi kekemeliğe yol açmaz, fakat kekeme bireylerin önemli bir kısmında sosyal fobi de eşlik edebilir.”

Bu önerilere kulak vermelisiniz

Prof. Dr. Ahmet Konrot, ailelere ve yakın çevreye tavsiyelerini sıraladı;

Bu konuda önerilebilecek en önemli şey, çocuğun nasıl konuştuğuna değil, ne söylediğine odaklanmak olacaktır. Aynen yürümeyi öğrenirken dengesini kaybedip de düşen çocuğun düşmesine odaklanmadığımız gerektiği gibi. Unutmayalım ki çevremizdekiler düşmemize odaklanmış olsalar vede düşmemizi görmezden gelmeselerdi, düşmekten korkardık! Düşeme korkusu da doğal olarak bizi yürümekten alıkoyardı!

  • Kekeleyen bireylerin sözlerini onlar için tamamlamamak, onlara konuşma fırsatı verilmek önemlidir.
  • “Yavaş konuş…”, “Sakin ol…”, “Nefes al, sonra konuş…” diyerek uyarmanın yararı yoktur. Bu tür uyarılardan mutlaka kaçının, lütfen! Nasıl konuştuğuma değil, ne söylediğime odaklanın!
  • Benimle telaş etmeden, yavaş yavaş, uygun duraklar yaparak konuşun,
  • Sözlerimi benim yerime tamamlamayın. İnsanlar sözlerinin kesilmesinden değil, dinlenmekten hoşlanırlar. Kekeleyen bir öğrenciniz olarak ben de öyleyim,
  • Kekemeliğin utanılacak bir durum olmadığını hissetmemi sağlayabilirsiniz,
  • Bana diğer öğrencilerinize davrandığınızdan farklı davranmayın.
  • Benimle bire bir konuşarak, bana nasıl davranılmasını istediğimi sorabilirsiniz mesela,
  • Dersinizle ilgili kimi düzenlemeler yapabilirsiniz. Mesela sunumlar için bana daha çok zaman ayırabilirsiniz.
  • Akran zorbalığına yönelik önlem alabilirsiniz,
  • Sınıfın önünde tüm gruba sunum yapmadan önce sadece size, daha sonra bir arkadaşıma sunum yapmamı sağlayabilirsiniz. Böylece güvenimi kazanmama da yardımcı olabilirsiniz.
  • Destek önerebilirsiniz.
  • Kekemeliğinin sizin için sorun yaratmadığını vede utanılacak bir şey olmadığını bana bildirmeniz, beni rahatlatacaktır. “Zor konuşma günleri” yaşadığımı fark ettiğinizde benimle özel olarak konuşarak destekleyebilirsiniz.
  • Kekemeliğinin farkında olan bir öğrenciniz olarak, destek vede teşvik edici olabilirsiniz ve beni endişelendiren herhangi bir şey hakkında konuşmak için size gelebileceğimi söyleyebilirsiniz.
  • Kim kekeleyerek konuşmak ister ki? Ben de istemiyorum, ama elimde değil! Lütfen bu durumumu anlayın vede kekeleyerek konuştuğum için beni suçlamayın! Bu benim suçum değil! Kimsenin de suçu değil!
  • Benim pek çok başka olumlu özelliğim de var. Şiir yazarım, şarkı söylerim, güzel resim yaparım. İyi bir sporcuyumdur. Matematiği çok severim aslında. Tarih dersinden çok hoşlanırım, ama sözlüde kendimi ifade edemeyeceğim için korkarım. Lider özelliklerim var, fakat konuşma sorunum yüzünden bunu sergileyemiyorum. Doğayı çok severim mesela. Biyolojiye ilgimden ötürü doktor olmak istiyorum. Bilgisayar oyunlarında üstüme yoktur…

Kaynak:e-psikiyatri.com