Anne Çocuk Bilgisi

Sağlık, Magazin ve Haber Portalı

Otizmin nedeni D vitamini eksikliği olabilir mi ?

Otizmden D vitamini ile düzelir mi ?

Son yıllarda otizm Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önü alınamayan salgın bir hastalık gibi hızla yayılıyor; tıpkı veba gibi. Eğer gerekli tedbirler alınmazsa, gelecek nesiller şimdikilerinden daha çok tahrip olacak. Daha kötüsü belki de tahrip olacak bir nesil bile kalmayacak.

İyi olan ise, son yıllarda yapılan araştırmalar ve uygulamalar, otizmin gizlerini yavaş yavaş çözmeye başladı. Bu araştırmalardan en önemlilerinden biri Dünya’nın en itibarlı D vitamini uzmanlarından olan JJ Canell tarafından 2008’de Medical Hypotheses dergisinde yayınladı.

Canell makalesinde güneşe az maruz kalmanın veya yetersiz D vitamini almanın DNA onarım mekanizmalarını ve buna bağlı olarak ağır metal ve diğer toksinleri uzaklaştıran detoksifikan ve antioksidan sistemleri bozduğunu belirterek bu durumun otizme yol açan çok önemli bir faktör olabileceğini ileri sürdü.

Canell’ın bu çok ilginç teorisine göre otizmde görülen bozuklukların neredeyse tamamını D vitamini eksikliği ile açıklamak mümkün oldu.

OTİZMİN NEDENİ GERÇEKTEN D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ Mİ?

Otizm, kişinin dil, sosyal ve iletişim becerilerini bozan gelişimsel bir hastalık tablosu olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda otizm Dünyada ve Türkiye’de önü alınamayan salgın bir hastalık gibi hızla yayılıyor ve büyüyor; tıpkı veba gibi. Eğer gerekli tedbirleri almazsak, gelecek nesiller şimdikilerinden de çok tahrip olacak gözüküyor. Daha kötüsü belki de tahrip olacak bir nesil kalmayabilir.

Maalesef  ki, hepsi olmasa da birçok çocuk psikiatristi vede nöroloji uzmanı otistik çocukların anne ve babalarına, otizmin genetik dışında bilinen bir nedeni olmadığını, hiçbir zaman düzelemeyeceğini söyleyip çocuklara çeşitli ilaçları vermekte vede davranış modifikasyonunun sundukları dışında bilinen başka tedavi olmadığı söylemektedirler.

Tabii ki, esas nedenler ortadan kaldırılmadığı için eğitimden de istenen yarar sağlanamamakta ve yıllar süren çabalar anne ve babaları bir taraftan maddi zarara uğratmakta diğer taraftan da yılgınlığa sürüklemektedir.

Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar ve uygulamalar, otizmin gizlerini hızla çözmeye başladı. Çok sayıda araştırma otistik çocuklarda beyin kan akımında azalma, sinir sistemi iltihabı (nöroenflamasyon), bağışıklık yetersizliği, okidatif stres, mitokondri fonksiyon bozukluğu, sinir ve ileticisi (nörotransmitter) bozuklukları, toksin temizleme sorunları vede bağırsak florası bozukluklarının varlığını göstermektedir.

Otizm artışı sanal olabilir mi?

Klasik nöropsikiatrların birçoğu otizmin genetik olduğunu, sıklığının yıllar içinde artmadığını sadece tanı kriterlerinin değiştiği veya hekimler ve aileler bu konunun üzerine çok düştüğü için otistik çocuk sayısının artmış gibi göründüğünü iddia ediyorlar.  Acaba bu ne kadar doğru bir ihtimal?

Bu durumu daha iyi aydınlatmak için Mark R. Blaxill isimli bir bilim adamı 1960 ile 2004 yılları arasında yapılan elliden fazla otizm sıklık çalışmasının toplu analizini yapmıştır. Bu analize göre de otizmdeki artışta tanı kriterlerinin değişmesinin fazla bir payının olmadığını göstermektedir.

Blaxill’in yaptığı çok ayrıntılı incelemeye göre yetmişli yıllarda ABD’de 3/10,000’in altında olan otizm sıklığı, doksanlı yıllarda 30/100,000’in üzerine çıkmıştır; yani 20 yıllık zaman diliminde en az 10 kat artmıştır. Otizm spektrumu tümü ile dikkate alındığında aynı zaman diliminde 5 ile 10/10,000 olan sıklık 50 ile 80/10,000’e yükselmiştir.

Daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalarsa, otizmin sıklığının çok hızlı bir şekilde artmaya devam ettiğini göstermektedir. Hatta 1/38’e varan oranlar dahi zaman içinde bildirilmiştir.

Bütün bu çalışmalar otizmin temel nedeninin (genetik bir yatkınlık olmasına rağmen) kalıtım yolu ile geçmediğini, hastalık tablosunun olumsuz çevresel faktörlerin etkisi ile oluştuğunu kuvvetle bizlere düşündürmektedir.

Dünyanın en önemli D vitamini uzmanlarından Canell 2008’de Medical Hypotheses dergisinde yayınlanan makalesinde güneşe az maruz kalmanın veya yetersiz D vitamini almanın DNA onarım mekanizmalarını ve buna bağlı olarak ağır metal ve diğer toksinleri uzaklaştıran detoksifikan ve antioksidan sistemleri bozduğunu belirterek bu durumun otizme yol açan çok önemli bir faktör olabileceğini ileri sürdü. Canell’ın teorisine göre otizmde görülen bozuklukların neredeyse tamamını D vitamini eksikliği ile açıklamak mümkündür oluyor.

D vitamini ve beyin fonksiyonları

D vitamininin insan hayatında kemik metabolizması dışında çok önemli görevleri de vardır. Maalesef statükocu tıp dünyası bu kemik dışı fonksiyonları yeteri kadar önemsememektedir. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki 23.000 kadar genimizin en az 2000‘in sağlıklı çalışması D vitamininin yeterli olmasına bağlıdır.

D vitamini anne karnına düştüğümüz ilk günden itibaren beyin hücrelerimizin büyüme vede gelişmesini etkilemekte ve davranışlarımızı düzenlemektedir. Bu sebeple doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası yaşamımızda D vitamin yetersizliği beyin fonksiyonlarını bariz bir şekilde etkilemektedir. Fakat maalesef D vitamini, otizm dahil bir çok nöropsikiatrik hastalıkta en çok ihmal edilen nörosteroiddir.

Birçok hayvan çalışması D vitamin yetersizliği olan annelerin yavrularında çeşitli beyin fonksiyon bozukluklarının olduğunu göstermektedir. Bu olumsuz etkiler bebeğin büyümesinin her aşamasında etkili olmakla birlikte en büyük hasarını hamileliğin erken dönemlerinde yapmakta olduğu da gözlemlenmiştir.

İnsanlarda D vitamini ile otizm ilişkisini gösteren araştırmalar

Bu konuda insanlarda, hayvanlarda olduğu gibi araştırmaların yapılması etik açıdan mümkün olamıştır. Ama son yıllarda yoğunlaşan çok sayıda klinik araştırma D vitamini eksikliği ile otizm teorisinin insanlar için de geçerli olduğunu kuvvetle düşündürmektedir.

İlk önce şunu söylemeliyiz ki şizofrenler gibi otistik çocukların da önemli bir bölümü D vitamininin en düşük olduğu ilkbahar aylarında doğmuş olmalarıdır.

Britanya’da ve İsveç’teki esmer derili göçmen çocuklarda otizmin beyaz derili çocuklardan onlarca kat daha yüksek olduğu saptandı. Bildiğiniz gibi kara derilerinin deri pigmentleri kalın olduğundan güneşten daha az D vitamini sentezleyebiliyorlar.

Bu çocukların annelerinin göç ettiği ülkeler çok güneşli olduğu gibi kentleşme fazla değildir. Yani bu insanların çok büyük bir bölümü yeteri kadar güneşe maruz kalabilmekte vede derilerinde yeteri kadar D vitamini sentezi yapabilmektedirler. Annelerdeki D vitamini yetersizliğinin annenin bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği ve cenindeki beyin gelişimini oldukça bozduğu düşünülmektedir.

Eğer ki, D vitamini otizmden koruyorsa o zaman raşitik (D vitamininin oluşturduğu kemik hastalığı) çocuklarda da otizm riskini de artmış olmalıdır. Fakat maalesef raşitik çocuklarda otistik belirtileri inceleyen yeni bir çalışma yoktur. Ama 1912  ve 1938 yıllarında yapılan iki araştırmada raşitik çocuklarda otistik çocuklardakine benzer motor vede mental bozukluklar olduğu ve bunların vitamin tedavisi ile iyileştiği gösterilmiştir. İlginç olanı ise, o zamanlar daha otizm klinik tablosunun henüz tarif edilmemiş olmasıdır.

Çeşitli araştırmalarda otistik çocukların birçoğunun kan D vitamini seviyeleri yaşıtlarından daha düşük bulundu. Bu araştırıcılara göre D vitamini yetersizliği olan baba adaylarının spermlerinde meydana gelebilecek mutasyonlar (gen tahribatlarının) fetusun toksinleri uzaklaştırıcı mekanizmalarını bozabiliyor. Bu sebeple araştırıcılar sadece anne değil, baba adaylarına da döllenmeden önce yeterli miktarda D vitamini (günde 5000-beş bin- ünite) almalarını öneriyorlar.

Bu çalışmaların en enteresanı Mısır’da yapılmıştır.  GA Mostafa  ve LY Al-Ayadhi eşit miktarda güneşe maruz kalmış vede D vitamin takviyesi almamış otistik ve otistik olmayan çocukları karşılaştırmış ve normal çocukların ortalama D vitamin düzeyi 33ng/mL iken otistik çocuklarda bu düzey 14ng/mL bulmuşlardır.

(Normal D vitamin düzeyleri 40 ile 120ng/mL arasındadır). Demek ki otistik çocuklarda D vitaminini azaltan veya tüketimini arttıran bazı çevresel farklılıklar var. Veya D vitamin geninde yapısal olmasa da fonksiyonel bir bozukluk var.

Araştırıcıların saptadıkları ikinci önemli bulgu da D vitamin eksikliği ne kadar fazla ise otizmin derecesinin de o kadar ağır olduğudur. Bu 2 değişken arasındaki korelasyon katsayısı da -0.84 gibi son derece yüksek bulunmuş.

Araştırıcıların saptadıkları üçüncü önemli bulgu da D vitamin eksikliği ne kadar fazla ise anti-MAG otoantikorlarının da o kadar yüksek oluyor. Bildiğiniz gibi otizm otoimmün bir hastalık. Otistik çocuklar bağışıklık sistemleri şaşırdıkları için kendi sinir kılıflarını tahrip etemektedirler. İşte tahribatı yapan bu anti-MAG otoantikorlarıdır.

Türkiye’de doğum yapan kadınlardaki D vitamini düzeyleri nedir?

Türkiye’de yapılan çeşitli araştırmalar doğum yapan kadınlardaki D vitamin yetersizliğinin %67 ile %100 arasında değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Yenidoğan bebeklerdeki kan D vitamini düzeyleri yaklaşık olarak annelerininkinin %80 kadarıdır. Bu durum otizmin korunmasında hamilelik öncesinden başlanarak kadınlarımızda D vitamin yetersizliğinin önlenmesinin ne kadar çok önemli olduğunu göstermektedir.

Dr. Ahmet Aydın ve Dr. Cem Kınacı bahsedilen araştırmalardan çok daha önceden beri bütün otistik hastalarında rutin olarak D vitamin seviyelerine bakmakta vede eksiklikleri tedavi etmektedirler.

D vitamini, Otizm ve Cinsiyetler arasındaki tutulma farkı

Bildiğiniz gibi hiperaktif ve/veya otistik çocukların yaklaşık %80’i erkek çocuklardır. Fan ve Taylor’un yaptığı iki ayrı araştırmada östrojenin D vitamininin nörohormonal büyümeyi uyarıcı etkilerini artırdığını göstermişlerdir. Eğer ki, anneden cenine (fötüs) yeteri kadar D vitamin geçmişse östrojen azlığına rağmen erkek fetüslerde böyle bir sorun olmamaktadır.

Türkiye’de kentlerde doğum yapan annelerde mevsimlere göre %67’si ile %100’ü arasında D vitamin yetersizliği olduğu düşünülürse konunun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Bu sebeple hamililik gerçekleşmeden en az 6 ay önce anne adaylarının kan D vitamin seviyelerini (40-120ng/mL) normalleştirmeleri şarttır.

Oksidanlar, D vitamin ve Otizm

Otistik çocuklar toksinler sebebi ile çok miktarda serbest oksijen radikallerine maruz kalmışlardır. Bu nedenle antioksidan seviyeleri (özellikle glutatyon) çok düşüktür vede beyin ve diğer hücrelerimizin enerji santralleri olan mitokondriler hasara uğrar .

Maruz kalınan çok sayıda oksidan ve toksinler otistik çocukların beyninde vede diğer organlarında enflamasyonu (mikropsuz iltihap) artırmakta ve kan akımını yavaşlatmaktadır. D vitamini de beyindeki oksidatif hasarı azaltan en önemli faktörlerden biridir.

D vitamini, omega-3 yağ asitleri gibi enflamasyonu da azaltan en önemli silahlarımızdan birisi olduğu da unutulmamalıdır.

Toksinler, D Vitamini ve Otizm

Toksinler vede diğer oksidan maddeler otizm mekanizmasında güçlü risk faktörleridir. Bu bağlamda glütatyonun hem oksidanları hem de oksidasyona yol açan toksinlerin uzaklaştırılmasında ne kadar önemli olduğu iyi bilinmektedir.

Dünyanın en önemli D vitamini uzmanlarından Canell otizmin toksinlerle olan ilişkisini de D vitamininin eksikliğine bağlamaktadır.  Canell ABD’de hava ve su kirliliğinin 1950 ile 1980 yılları arasında dorukta olduğunu 80’li yıllardan sonra azaldığını, buna karşılık otizmin de 80’li yıllardan sonra hızla artığından hareketle toksinlerin tek başına otizmden sorumlu olamayacağını söylemektedir.

Canell ancak D vitamini eksikliğinde toksinlerin temizlenemeyerek otistik tablodan sorumlu olabileceğini ifade etmiştir. Canell son 30 ile 40 yıldır aşırı kentleşme ve kanser korkusuyla güneşten kaçmanın son yıllarda gözlenen D vitamini yetersizliği salgını yaparak toksinlerin biriktiğini ileri sürmektedir. D vitamini toksinlerin insan genomunda yaptığı hasarları da azaltmaktadır.

D vitamininin aktif şekli olan kalsitriol beyindeki glütatyon seviyelerini de artırmaktadır. Glütatyon insan vücudunun en önemli antioksidanıdır vede ağır metallerin ve diğer toksinlerin temizlenmesine önemli katkılarda bulunmaktadır.

Enfeksiyon ve D vitamini

Otizmin başta gelen nedenleri arasında ki enfeksiyonlar (Kızamık, HHV6, CMV, Streptococcus, Clostridia, Borrelia, Candida), önemli bir yer tutmaktadır. Genetik yatkınlıkları (tek-gen polimorfizmleri) nedeni ile gerek anne karnında gerekse de doğduktan sonra aşikar veya gizli enfeksiyonlar ve toksinler ile yeterince baş edemeyen çocuklarda bir dizi birbirine bağlı mekanizmaların etkisi ile otizm tablosu oluşmaktadır.

Son yıllarda D vitamininin veya onun sentezini sağlayan güneş ışığının enfeksiyon hastalıklarından koruduğu ve hatta tedavi ettiğine dair yayınlarda bir patlama olmuştur. Fakat maalesef enfeksiyon ile uğraşan birçok uzman bu çalışmalardan habersizdir ya da duysa bile nedense önemsememektedir.

D vitamini bağışıklık sistemini uyararak enfeksiyonlara karşı koruyuculuk sağladığı gibi tedavilerinde de çok önemli görevler üstlenmektedir. Mesela, D vitamini azaldıkça tüberküloz riski 10 kat artmaktadır.

Birçok D vitamini uzmana göre de solunum yolu enfeksiyonlarının kışın daha fazla görünmesi, bu mevsimde D vitamini düzeylerinin en düşük düzeyde olmasıdır.

Kapalı yerlerde çalışan insanların ise hem yaz hem de kış D vitamini düzeyleri düşük olduğundan, bu mevsimsel fark olmamakta, bu kişiler hem yazın hem de kışın enfeksiyon geçirmektedirler. Otistik çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve özellikle de orta kulak iltihabı da oldukça sık görülmektedir. Bu sebeple çok sık antibiyotik kullanılmakta bu durum zaten bozuk olan bağırsak florasını daha da bozmaktadır.

Birçok çalışmada kandaki D vitamini düşüklüğü olanlarda çok daha fazla solunum yolu enfeksiyonu olduğu gösterilmektedir.

Bağırsak florası ve D vitamini

Bilindiği gibi otistik çocukların yaklaşık dörtte üçünde bağırsak florası bozuk olur. D vitamini eksikliğinin bağırsak florası bozukluğunun oluşumunda önemli bir rolü olduğuna dair güçlü deliller de mevcuttur. D vitamini bağırsaktaki T düzenleyici hücreler vede dentritik hücreler üzerinden etkisini göstermekte immün fonksiyonları modifiye etmektedir. D vitamini eksikliği bağırsaktaki patojen mikropların bağırsak iltihabının vede bağırsak geçirgenliğinin artmasına neden olmaktadır.

Sonuç olarak;

Otizmin korunmasında D vitamininin çok önemli olduğu bilimsel olarak anlaşılmaktadır. Bu sebeple hem baba, özellikle de anne adaylarının hamile kalınmadan en az 6 ay önce kan D vitamini düzeylerini 40 ile 120ng/mL arasında bir düzeye getirmeleri gerekir. Bu düzeye eriştikten sonra mevcut düzeyi sürdürebilmek için her gün 5.000 ünite D vitamini almaları gerekmektedir.

OTİZMDEN KORUNMANIN YOLLARI

Doğum öncesi alınacak tedbirler

Hamile kalınmadan en az 6 ay önceden itibaren anne adaylarının aşağıdaki tedbirleri alması gerekmektedir (Bu tedbirler birçok doğumsal anormalliği, prematüriteyi, düşük doğum tartısını ve birçok hastalığı da önleyecektir).
  • Eğer varsa dişlerindeki cıva içeren amalgam dolgu maddesinin çıkartılmalıdır.
  • Cıva ve diğer ağır metalleri içeren balık vede deniz ürünlerinin yenmemesi (hamsi ve sardalye gibi küçük balıklar daha az ağır metal içerir).
  • Gebelik sırasında timerosal (cıva) içeren aşıların (grip, menenjit, tetanoz) aşılarının yaptırılmaması. İhtiyaç halinde menenjit (Hib) ve tetanoz aşılarının timerosalsiz olanlarının yaptırılması (Grip aşılarının bazıları timerosal içerir. Ayrıca hamilelere grip aşılarının yaptırılması gerekmiyor. Çünkü grip sağlıklı beslenen bir gebeyi genellikle fazla etkilemeyecektir. Kaldı ki grip aşılarının koruyuculukları da oldukça kuşkuludur).
  • Taş devri diyetinin yapılması
  • Unlu vede şekerli gıdalardan kaçınılmalıdır.
  • Bol taze sebze vede az şekerli meyve yenilmelidir.
  • Hiçbir şekilde tatlandırıcı vede tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketilmemesi gerekir.
  • Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yenmemesi gerekmektedir.
  • Yeterli balık yağı (omega-3) alınması gerekiyor.
  • Ayçiçeği, mısır, soya, pamuk vede margarin gibi omega-6 ve trans yağ asitlerinden zengin yağları  diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağların (tereyağı, iç yağı vede kuyruk yağı) yenilmesi.
  • Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi vede boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenilmesi.
  • Ekşimeyen yoğurtların, kaymak bağlamayan sütlerin tüketilmemesi.
  • Pastörize vede homojenize sütlerden mümkün olduğunca kaçınılması. UHT teknolojisi uygulanılmış olan kutu sütlerinin tüketilmemesi.
  • Özgür dolaşan hayvanların etinin vede yumurtalarının yenilmesi
  • Çevresel toksinlerden uzak durulması.

Doğum sonrası bebekte alınacak ek tedbirler

  • Zaten zorunlu olan fenilketonüri taramasının  yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi gerekmektedir.(fenilketonüri de otizme yol açan bir hastalıktır, yenidoğan bebeklerin topuğundan bir damla kan alarak yapılır).
  • İlk altı ayı tek başına olmak üzere anne sütünün bir yıl veya daha iyisi iki yıl boyunca alınması
  • Çocuklarda yutamayacaklarından emin oluncaya kadar florlu diş macunu ve ayrıca flor tableti verilmemesi (sodyum florür toksiktir). Diş çürüklerinin en önemli nedeninin unlu ve şekerli gıdalar olduğu unutulmamalıdır.
  • Sağlık Bakanlığının belirttiği zorunlu aşılar dışındaki aşıların yaptırılmaması.
  • Yeteri kadar kadar balık yağı (omega-3) tüketilmesi.
  • Ek gıdaların doğal olmasına dikkat edilmesi vede un ve şeker içeren gıdaların mümkün olduğunca verilmemesi
  • Bebeğin güneşlendirilmesi veya D vitamini takviyesi verilmesi (günde kilo başına100 ünite verilmesi güvenlidir).

Ayrıca inceleyebilirsiniz… Bebek Beslenmesi ile İlgili Bilinmesi Gerekenler

Kaynak:beslenmebülteni.com