Anne Çocuk Bilgisi

Sağlık, Magazin ve Haber Portalı

İşte! Şiddetin Anatomisi

Toplumda her geçen gün git gide artan şiddetin yansımaları hayvanlara çektirilen eziyetlerle de vicdanları sızlatıyor.

Şiddetin anatomisini biliyor musunuz?

Sokak köpeklerini ezen, kedilere, atlara işkence eden insanların psikolojisini araştırdık…

Bir sokak köpeğini bilerek ezen, küçük bir kediyi koli bandıyla bağlayarak işkence yapan, kendi yükünü taşıyan atını arabanın arkasına bağlayarak sürükleyen insanlar… Hayvanlara yönelik son zamanlarda artan şiddet eylemlerinin failleri akıllara “Bir insan bunu nasıl yapabilir?” sorusunu getiriyor.

Yapılan araştırmalar da görülüyor ki, hayvanlara şiddet uygulamak sağlıklı bireyin sergileyeceği bir davranış değil ve arkasında ciddi psikolojik rahatsızlıklar yatıyor. Yapılan bazı bilimsel araştırmalar da ise, “Hayvana eziyet-insana eziyet” ilişkisi ile toplumsal şiddetin giderek tırmanmasının tesadüf olmadığını ortaya koyuyor.

Üsküdar Üniversitesi Psikiyatrist Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, cinayet işlemek ile canlılara kötü muamele yapmak arasında ortak noktalar bulunduğunu; bu tür eylemlerde bulunan bireyin kişilik bozukluğu olduğunu belirtiyor. Evrensel, insan veya hayvan olsun bir canlıya zarar vermekten rahatsızlık duymayanların anti-sosyal (toplum karşıtı) bir insan profiline sahip olduğunu vurguluyor.

“ACIMA DUYGUSU YOK”

Herhangi bir canlıya zarar veren kişilerde “empati yapamamak” gibi ortak mekanizmanın işlediğinin altını çizen Evrensel, sorunlu kişiliklerin psikolojisini ise şöyle tarif etmekte:

“Saldırgan kişi eylemi sırasında karşısındaki canlının acı çektiğinin farkına varamıyor. Şiddete yatkın bireyler merhamet duygusundan yoksundur ve denetlemeyen bir öfkeye sahiptirler. Kendi içinde haklı bir üstünlük duygusuyla hareket eden bu insanlar çektirdikleri eziyetten sonra pişmanlık duymuyorlar. İşledikleri suçtan dolayı sorgulandıklarında mutlaka kendilerini haklı gösterecek bir savunmaları vardır.  Örneğin; aracıyla yolda giderken karşısına çıkan bir köpeği ezen kişiye göre o yol kendisine aittir ve köpeğin o yolda olmaması gerekir. Benmerkezciliği o denli ön plandadır ki diğerlerinin de varlığı ve haklara sahip olduğu bilincinden yoksundurlar.”

Peki toplumda iç içe yaşadığımız, belki de komşumuz veya akrabamız olan bu insanlardaki kişilik bozukluğunun tedavi edilmesi mümkün mü? “Antisosyal kişilik” bozukluğunun tedavisinin olmadığını, fakat kişilerin rehabilite edilebileceğini belirten Evrensel, “İlaç tedavileri öfke ve dürtüselliği azaltabilir, terapilerle farkındalık yaratılabilinir” diyor.

“AİLE EN ÖNEMLİ FAKTÖR”

Yapılan araştırmalardan çıkan sonuçlara göreyse, şiddetin engellenmesinde en önemli faktör aile. İnsanların diğer canlılara tahammülsüzlüğünün en önemli nedeninin aile içi şiddet olduğunu ortaya koyan araştırmalara göre, ailede şiddete tanık olan veya şiddete maruz kalanların şiddet uygulama olasılıkları, şiddet görmeyenlere göre 8 kat daha fazla. Bu sebeple şiddetin önüne geçmede çocuğun rol model olarak aldığı ebeveynlerinin davranışları, çocuklarına başka canlıların yaşam hakkına saygı duymasını öğretmesi en önemli etken.

“SAHİBİ OLMAYAN HAYVANI YASA DA SAHİPSİZ BIRAKIYOR”

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Yasemin Babayiğit Sürücü de, hayvanlara yönelik şiddetin önlenmesinde yasaların yetersizliğine özellikle dikkati çekti.

hayvanlata şiddet edenler ile ilgili görsel sonucu

Yasemin Babayiğit, hayvan haklarını koruması gereken 5199 Sayılı Yasa’nın en büyük eksikliğinin “sahipli” ve “sahipsiz” hayvanlar arasındaki ayırım olduğunu vurgulayarak “Sahipli bir hayvana yönelik şiddet Türk Ceza Kanunu maddeleri gereğince hem ‘suç’ hem de Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde ‘kabahat’ olarak değerlendirilirken ‘sahipsiz’ hayvanlara karşı gerçekleştirilen eylemler sadece Hayvan Hakları Kanunu çerçevesinde ‘kabahat’ olarak değerlendiriliyor. Bu asla kabul edilemez bir düzenlemedir” diyor.

“CEZALARIN DÜŞÜKLÜĞÜ VİCDANLARI SIZLATIYOR”

“Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği” kurucu başkanlığını yürüten oyuncu Özge Özder de, hayvanlara yapılan işkencenin önlenmesine yönelik görüşleri şu ifadelerle paylaştı:

“Şiddetin en zayıf halkaları olan hayvanlar gündelik yaşamda tam bir cehennem yaşıyorlar. Bunun önüne geçmekte topluma önemli görevler düşmektedir. Hayvana karşı şiddet uygulayanlara verilen cezalar oldukça komik düzeyde. İnsanlar bu tip sapkın bireyleri kendileri linç etmek veya kendi eliyle cezalandırmak istiyorlar ne yazık ki..

Çünkü devletin verdiği cezalar vicdanları hiç tatmin etmiyor. Bir hayvana alenen zevk için canilik yapan birinin “Parasını bastırır yine yaparım” diye alaycı konuşacak kadar sapkınlıklar var. Bizler hayvana şiddet ve tecavüz vakalarına hapis cezası istiyoruz. Bu tip vakalar daha başından çok sert biçimde ceza bulmalıdır. Devlet vicdan sahibi, hayvan severleri kendi eliyle suça itmemelidir.”

ŞİDDET KURBANLARI ŞİDDET FAİLLERİ HALİNE GELEBİLİYOR

İnsan davranışlarını anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik yapılan tüm bilimsel çalışmalara göreyse, bireyin kişiliğini çocukluk dönemindeki tecrübeleri şekillendiriyor. Bu sebeple mutlu bir çocukluk sağlıklı bir kişiliğin temelini oluştururken, şiddet ve tramvaların gölgesinde büyüyen bir çocuk ise uğradığı ya da şahit olduğu şiddetin gelecekteki faili haline geliyor.

şiddete meyilliler ile ilgili görsel sonucu

Şiddet  işleyen kişilerin, çocukluk ve gençlik dönemlerinde hayvanlara karşı kötü davranışlar sergilediğini özellikle Batı ve ABD’de yapılan çalışmalar ortaya koymaktadır. Uluslararası psikiyatri dernekleri de davranış bozukluğunun tanısında bir kriter olarak kabul ettiği hayvanlara karşı kötü muameleyi, ileride insana yönelebilecek şiddetin bir ön habercisi olarak kabul ediyorlar.

Hayvanlara şiddet uygulayan her çocuğun potansiyel suçlu olarak değerlendirilemeyeceğini, fakat bu eylemlerin işkence ya da öldürmeye dönüştüğünde mutlaka ciddiye alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sevil Atasoy ise, bilinen katil veya seri katillerin hemen hepsinin küçükken hayvanlara işkence edip öldürdüğünün ortaya çıktığına dikkat çekiyor.

İŞTE ATASOY’UN VERDİĞİ O ÖRNEKLERDEN BAZILARI;

“ Düsseldorf Vampiri” Peter Kürten, 1900’lerin ilk yıllarında her yaştan ve cinsten 50 kişiyi içeren cinayet listesine başlamadan çok önce köpeklere, koyunlara işkence eden, ırzına geçen ve öldüren biri olarak tanınıyordu.

19 yaşına varmadan 5 çocuğu öldüren Christine Falling’in çocukluğu kedi cinayetleri ile doludur.

Richard William Leonard iki eşini öldürdü. Kurbağaları ezmek ve otomobillerin motoruna kedi bağlamak gibi huyları var olduğu biliniyor.

Boston canavarı Albert De Salvo, kedi ile köpeği aynı kafese koyar, aç bırakır, birbirini öldürüp yemelerini seyrediyordu. Daha sonra 13 kadını boğarak öldürdü. Luke Woodham annesini ve 2 küçük kızı bıçaklayarak öldürdü. Daha önce kendi köpeğini de yakmıştı…

MİLLİYET